bilirsiniz, hatırlayınca ensenizi ürperten, unuttuğunuzu sandığınız fakat aniden hortlamasıyla unutamadığınızı anladığınız, utançla karışık bazı hisler vardır. bir anı ya da bir olayı hatırladığınızda, bir iğne gibi bilincinize saplanır ve sizi hiç olmadık bir zamanda irkiltir. tam olarak karşılığını bulamıyorum ama deja vu'nun isim babası fransızlar mutlaka bu hisse de bir isim bulmuştur...
neyse gönül dostları mesele bu hissin hayatımızdaki yeri ve önemi değil, mesele bu hissi bana yaşatan, hayatımın en appak guppak geçen zamanı, ergenliğimin henüz filizlendiği ve körpecik bilincimin en olmadık şarkılarla kirlendiği dönem, yani orta okulun ilk senesi...
zor günlerdi, mavi önlüklerden sıyrılıp kravatın büyüsüne kapıldığımız fakat bir süre sonra maç yaparken takımları belirlemek amacıyla kafaya geçirmekten başka bir işe yaramadığını henüz anladığımız dönemdi. flashtv'nin müzik hayatına başlamadığı, kral tv'nin karasalda gözükmediği, genç tv'nin en popüler türkçe şarkıları çaldığı gudubet zamanlardı.
İlk okulun sonunda hortlayan küçük şarkıcı furyasının havası sönmeye yüz tutmuş fakat tertemiz zihinlerimizde kalıcı hasarlar bırakmıştı. ben ve sınıf arkadaşlarım sanki kasedimiz tutmamış da o yüzden okula gelmişiz izlenimi veriyorduk. hocalar da bu halimizi anlamış olacak, ilk yirmi dakika dersi işliyor kalan zamanda da şarkı söylemek için can atan bizlere mikrofonu uzatıyordu... Din öğretmeninden matematik öğretmenine hepsi ama hepsi içimizde yanan küçük şarkıcı olma aşkını habire körüklüyor habire odun atıyordu...
her gün şarkı söyleye söyleye hepimizin birer 'ölüm vuruşu' olmuştu... 'ölüm vuruşları' herkesin kendine has bir şekilde yorumladığı fakat başkası denediğinde bir türlü aynı havayı vermeyen şarkılardı... yağmurlu günlerde mesela, oktay ibrahim tatlıses'in bitanem şarkısını söylerdi. sarı, gayet şehirli bir apartman çocuğuydu ama gırtlağını nasıl kullanıyorsa çocuktan urfalı sesi çıkıyordu. bitanem şarkısı ve fırat türküsü oktay'ın ölüm vuruşlarıydı. ancak coğrafya hocasının gözünden süzülen yaşları görünce söylemeyi bırakırdı...
dedim ya herkesin kendine ait bir-iki ölüm vuruşu vardı... süleyman mesela, derslerde hiç sesi çıkmayan bu çocuk hiçbirimizin bilmediği bir türküyü almış, ezberlemiş ve her gün söyleye söyleye bize de ezberletmişti. 'kara çadır ismi tutar' adlı türküyü hala zihnimden atamıyorsam, sebebi süleymandır... ha mesela arkada oturan beytullah bu türküyü söylemek istediğinde söyleyemezdi, yakışmazdı çünkü. bir kere en başından sözleri yanlış söyleyerek bütün büyüsünü bozardı... 'Martin tüfek pas mı tutar' diyeceğine 'Mardin tüfek yas mı tutar' derdi. bir gün bunu kenara çekip uyardık, 'mardin değil martin!' diye ama dinlemedi... inadım inat götüm iki kanat, öyle devam etti... ha sonra n'oldu? şarkıcı olamadı... gerçi hiç birimiz olamadık...
neyse efendim, şarkı sözlerini yanlış söyleme konusunda usta bir isim varsa ahmet idi. ahmet o dönem doğacak çocukların daha ana rahmindeyken ezberlemeye başladığı şarkıları bile yanlış söyleyen bir çocuktu. sıra bir şekilde ona geldiğinde - ki bunu hiç birimiz istemezdik- en popüler şarkıyı alır, hiç birimizin tanımayacağı bir hale getirirdi. o zamanlar bu duruma uyuz olan ben aynı şeyi seneler sonra tool yaptığında saygıyla anıp 'abi adamlar öyle bir cover yapmış ki şarkıyı tanıyamıyorsun, o derece' yorumunda bulunmuştum. meğer aynı şeyi ahmet de yapıyormuş...
neyse gelelim bana, benim ölüm vuruşum ali güven-yolcu ve grup laçin-bekar gezelim idi... o şarkıları söylerken öyle gaza gelirdik ki o an kalkıp sınıftan çıksam ve okulun hemen dibindeki bedre deresine gitsem çocuklar ahengi bozmamak için peşimden gelebilirdi ve onları fareli köyün kavalcısı misali suya dökebilirdim...
bu sene de bekar gezelim diye kafalarını sola atıp suya dökülen çocuklar düşünün... bir dere dolusu...
hiç unutmam, kadim dostum ceyhun grup laçinin klibi çıktığında anlata anlata bitirememişti ve ben normalde on bir gibi uyumama rağmen bire kadar uyumamış ve dualar eşliğinde grup laçinin genç tv'de belirmesini beklemiştim. şarkının sözlerini aklımda tutmaya çalışırken uyumuşum... zaten sonra da grup patladı ve her kanalda görür olduk...
döneme damgasını vuran bir diğer isim de mansur ark idi. hızla söylediği 'maalesef' şarkısını ezberlemek için televizyonun karşısında klibi çıksın diye bekler, adeta fırsat kollardım. şimdi bakıyorum da o zamanlar delicesine sevdiğimiz bu isimlerin neredeyse hiç birisi piyasada gözükmüyor.
geçenlerde yeğenim dayı bi şarkı var çalar mısın diye bir grup açtı, biraz dinleyip akorlarını bulup çaldım. maksadım kırk yılda bir gördüğüm yeğenimi kırmamaktı ama şunu söyleyebilirim, bizim sevdiğimiz şarkıcılar adammış, hatta adamın dibiymiş. çünkü şimdiki çocukların rol model aldıkları grup buysa kırılgan, havalı, mutlu gibi ama özünde emo bir jenerasyon geliyor... yeğenimin şarkısını çalmamı istediği grup şile sahilinde tepinen üç beş ergenden oluşuyordu. grubun adı one direction idi...
tekrar yazmaya döndüğün için tşkler üstad büyük keyif aldım:)
YanıtlaSilçok teşekkür ederim. yeni yazılar yakındır:)
YanıtlaSilbekliyoruz:) limondakilerin hepsi arşivde yani duyurulur:)
YanıtlaSil