17 Ocak 2012

kar

istanbul'a geldiğimden beri ilk kez bu kadar ıssız gördüm şehri. aksaray'dan çıkıp kabataş'a varana kadar yollarda sadece devriye arabaları, soğuktan rahatsız olmayan bir kaç turist, köşe başlarında dikilmiş kestaneciler ve galata köprüsüne sırayla dizilmiş balıkçılar vardı. gerçi balıkçılar her zaman oradalar, çok soğuk ya da çok sıcak... pek fark de etmez onlar için...

kabataş'a varıp iskeleye girdiğimizde beş on kişi klimanın yakınına oturmuş, kendini kışa teslim etmiş sakin boğazda hiç belirmeyecekmiş hissi veren tekneyi bekliyordu. kimsenin izlemediği, gürültü olsun diye oraya konulmuş televizyonda bir millet vekili yemin ediyordu, yalancı olduğum ıspatlansın vekilliği bırakacağım... şehrin yalnız havasına bir de bu "kendi hikayelerini dinleyen televizyon" eklenince kafamda watchmen'in sahneleri dönmeye başladı...

televizyondan sıkılıp arkamı dönünce klimaya en yakın oturağa tünemiş kediyi gördüm. zamane kedisi, soba görmemiş, görseydi klimanın yüzüne bakmazdı. istanbuldaki bir çok kedi gibi onun da tek gözü yoktu ... bir süre sonra sıkıldığından mıdır nedir, tünediği oturaktan kalkıp yanında oturan adamın ayaklarını koklamaya başladı. öyle bir koklamaktı ki bu, adamın botlarının içine ciğer sakladığını düşündüm bir an... uzun uzun kokladı adamın bacağını, acele etmeden. sanki görünmez bir çizgiyi takip eder gibi...

teknenin ışıkları boğazda belirirken sigarasını bitiren arkadaşlar da girdi içeri. biraz bekledik... kapının arkasında duran görevli, adamın bacağını itinayla yalayan kediye bakmayı bırakınca göz göze geldik. ikimiz de kediye gülümsüyorduk. yaklaşan bottan üç kişi inince geçmemiz için açtı kapıyı. içeriye geçip kalorifer yanını kapınca dünyalar benim oldu.

karanlık boğaz suları üzerinde ağır ağır ilerledik. gökyüzünde büyüklerin"kar topluyo" dediği cinsten bir beyazlık vardı... muhabbet, sohbet derken sert bir şekilde limana yanaşan tekneden inip taksiye bindik. eve varana kadar kafamda beliren "duygu doluyum bir şeyler yapmalıyım! ne yapsam acaba?" soruları yerini "yatayım uyuyayım yarın erken kalkar yaparım bir şeyler" cevabına bıraktı...

yatmadan evvel haftasonu aldığımız "suda büyüyen dinazor"a baktım. büyümüş, yumurtadan çıkmıştı... iğrenç yavrucağın bir kaç fotoğrafını çektikten sonra yatağıma girip "sabah karın her yeri kaplayıp kaplamayacağı ihtimali"ni düşüne düşüne uyudum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder